13 Aralık 2015 Pazar

                   MOTİVASYON ÜZERİNE

*Hayat zordur diyen birini gördüğümde hep şunu sormak isterim "Neye kıyasla?"

*Pes etmek için ağlama, devam edebilmek için ağla.

*Hepimiz hayatta düşeriz, asıl soru kim tekrar kalkar?

*Sana ne olduğu önemli değil, önemli olan bunun için ne yapacağın.

*Eğer kolay olanı yaparsan hayatın zor olur. Ama zor olanı yaparsan hayatın kolay olur.

*Bazı hedefler başarısız olmaya da değer.

* Şu an hayatta bulunduğunuz yer, tam olarak bulunmanız gereken yerdir. Hayatınızdaki zamanlamalara güvenin. -M. Forleo
 
*Cesaret, korkusuz olmak değil, korkuya rağmen adım atmaya devam etmektir.

*Ulaşabileceğini hissettiğin her şey sana aittir.

*Bir mucizeye ihtiyacınız yok aslında. Bir mucize olduğunuzu hatırlamaya ihtiyacınız var.

*Ne kadar güçlü olduğunu, güçlü olmak zorunda kalana kadar anlamayacaksın.

*Hayat boks maçına benzer, yere düşünce kaybetmezsin, ayağa kalkmazsan kaybedersin.

*Anılarla öl, hayallerle değil.

*Ne olmak için ne feda edeceksin?



28 Kasım 2015 Cumartesi

                         MUTLU OLMAK

                   Mutluluk nesnel tanımı olmayan kelimelerden biri bence. Her insan için tanımı farklı, her insanın ortak amacı..
                    Peki nedir mutluluk? 
-Mutluluk paylaşmaktır. Bazen sevdiğin bir bir yemeği bazen cebindeki son parayı paylaşmaktır. 
-Yardım etmektir mutluluk. En gerekli anlarda işe yarayan olmaktır, sorunları çözmektir.
-Ağlayan birinin yüzünü güldürmektir mutluluk.
-Etraftaki bakışlara aldırmadan canının istediğini yapmaktır, bazen saçmalamaktır mutluluktuk :) 
-Yağmurda ıslanmaktır mutluluk, saçlarının bozulmasına aldırmamaktır.
-Mutluluk size sürekli söylenen ama deli gibi de seven anne babaya sahip olmaktır.
-Mutluluk kek yapmaktır sevdiklerine.
-En sıkı dostlarınla koyu bir sohbete dalmaktır mutluluk.
-Mutluluk bazen hiç tanımadığınız birinin duasını almaktır.
-Kocaman, ağır bir anneanne yorganın altında deliksiz bir uykudur mutluluk.
-Hunharca çikolata yemektir mutluluk :)
-Kocaman bir sarılmadır mutluluk.
-En yorgun anınızda otobüste oturacak yer bulmaktır mutluluktur.
-Bazen de bir köpeğin başını şefkatle okşamaktır. 
-Anne karnındaki bebeğin kalp atımlarını dinlemektir, vay be demektir :)
-Sevdiğin işi yapmaktır mutluluk.
-Mutluluk kahve içmektir :)
-Sağlıktır mutluluk
-Bazen de bir bebeğin tatlı kıkırtılarıdır.
-Aşık olmaktır mutluluk.
-Bazen de hedeflerine ulaşmaktır.
-Dans etmektir mutluluk, yaşamdan keyif almaktır.
-Sevdiğiniz insanın gözleridir mutluluk ışıl ışıl parlayan..





Ve bazen de yeni bir hayata tanık olmaktır mutluluk. Heycandır, huzurdur, miniciktir, sıcacıktır :) 

Peki sizin mutluluklarız neler? :)

21 Kasım 2015 Cumartesi

                                 PİŞMANLIK

                  Pişmanlık nedir? Pişmanlık, şimdiki halimizin, geçmişte bir şeyi daha farklı biçimde yapmış olsaydık, daha iyi olacağı ya da daha mutlu olacağımız hissidir. 
                 Peki pişmanlık hissetmemek elimizde mi? Pişmanlık hissetmemek aslında sosyopatların birkaç temel teşhisinden biri. Bu bir bakıma da bazı beyin hasarlarının göstergesi. Ön orbital korteksinde hasar olan insanların en açık kötü kararlarda bile pişmanlık duymadıkları gözlemlenmiş. Yani eğer pişmanlıksız bir hayat istiyorsanız sizin için bir ihtimal var. Bunun adı lobotomi :) 
                 Hayatta en çok hangi konularda pişmanlık duyarız? En çok pişmanlık duyduğumuz şey açık ara eğitim. Listedeki diğer şeyler ise kariyer, ilişkiler, kendimiz hakkında aldığımız bazı kararlar ve yaptığımız tercihler, boş vakitlerimizi nasıl değerlendirdiğimiz ya da daha doğrusu nasıl değerlendiremediğimiz.
                 Gerçekten önemsediğimiz ve derin pişmanlık duyduğumuz şeylere gelelim. Bunlar bize nasıl hissettirir? Hepimiz cevabı biliyoruz. Çok kötü hissettiriyor. Pişmanlık berbat bir his. Pişmanlığın dört bileşeni var. Birinci bileşeni reddediş. Sorunu çözmeye çalışmıyoruz ya da neden kaynaklandığını anlamaya çalışmıyoruz. Sadece yok olsun istiyoruz. İkinci bileşeni yabancılaşma duygusu. "Ben bunu nasıl yapabildim?". Üçüncü bileşeni empati. Pişmanlığımız karşısında kendimize sağlam bir yumruk atmak isteriz. Dördüncü bileşense saplanıp kalmak. Olayları tekrar tekrar kafamızda yaşamak. Psikolojik kaynaklara baktığımızda bunlar pişmanlığı tanımlayan dört kalıcı bileşen.
                Sorun şu ki hayatta bazı şeyleri hunharca değiştirmek istiyoruz ama yapamıyoruz. Bazen bilgisayarlardaki Control-z yerine aslında sıfır kontrolümüz oluyor. Aramızda kontrol manyağı ve mükemmelliyetçi olanlarımız için bu çok zor biliyorum çünkü her şeyi tek başımıza yapmak ve doğru olanı yapmak istiyoruz.
                Peki bununla nasıl başedebiliriz? Öncelikle pişmanlıkların herkes için geçerli olduğunu bilip rahatlamak gerek. Diğer yol ise kendimize gülebilmeyi başarmak ve son olarak da zamanın geçmesi. Bazı pişmanlıklarınız aslında düşündüğünüz kadar da kötü değil.
                Mesele hiç pişmanlık duymamak değil. Mesele pişmanlık yüzünden kendimizden nefret etmemiz. Yaptığımız kusurlu şeyleri sevmeliyiz ve onları yaptığımız için kendimizi affetmeliyiz. 
               Pişmanlık, bize kötü yaptığımız şeyleri değil de daha iyisini yapabileceğimizi hatırlatmalı. Hayattaki en pişman olduğunuz şeyi hatırlayın ve çok daha iyisini yapabileceğinizi unutmayın ;)






13 Kasım 2015 Cuma


                                   ASLOLAN..

                 Hayat insana sürekli seçenek sunan bitip tükenmeyen bir anketör. Nelere 'evet' nelere 'hayır' dediğine göre bir sonraki soruya bir sonraki seçeneklere yönlendirip duruyor. Peki ya siz, genelde hangi seçeneği işaretlersiniz?
                Neyi neden seçiyorsunuz bilemem ama anlayabilirim. Benim derdim vazgeçenlerle. Düşünsenize hayatta bir şeyi çok istiyorsunuz, her gün bir çaba,bir mücadele, her gece duanda.. Sonra pat! Biri geliyor, 'hayır, bunu yapma. Yapmayacaksın çünkü istemiyorum' diyor ve bunun adını 'benim için' FEDAKARLIK koyuyor. Pardon?! Ankette beni seviyor musun sorusuna 'evet' bu hayalini istiyor musun sorusuna 'hayır' cevabını işaretlemeniz isteniyor. 
               Şunu hiçbir zaman anlayamadım; fedakarlık vazgeçmek, bırakıp gitmek midir? Değildir arkadaşlar. Vazgeçmek kolaydır, devam etmek zordur, karşısına geçmek kolay, arkasında sapasağlam durmak zordur. Sizi seven insan aynı zamanda sizi neyin mutlu ettiğini bilir. Hedefinize giden yolda sizin kanatlarınızı kırmaz size bir kanat da olur daha da yükseklere uçabilmeniz için. Ankette hangi hayalinize 'evet' diyorsunuz bilemem ama yeri geldiğinde yanlış insanlara da 'hayır' demesini bilin. Hayatınıza, hedeflerinize bunu borçlusunuz. Kimse için kendinizi yarı yolda bırakmayın. Kendini mustuz eden başkasını mutlu edebilir mi, kendini yarı yolda bırakan başkasıyla yolun sonuna kadar yürüyebilir mi, kendi hayallerine sahip çıkmayan başkasının hayallerine destek olabilir mi, kendine verdiği söze ihanet eden başkasına sadık olabilir mi? Hayallerinize giden yolda size kalın duvarlar ören insanlar değil önünüze sağlam köprüler kuran insanlar olsun hayatınızda. Sen bunu yapamazsın, hayır bunu yaparsan beni kaybedersin diyen değil. Kaybedin arkadaşlar çünkü hayallerinize giden yolda bir kayıp ancak bu kadar güzel bir kazanç olabilir sizin için.
                  Ölümlü dünya evet. Yapsam ne farkedeeer vazgeçsem ne farkeder, diyeceksiniz belki. Çok şey fark eder arkadaşlar. Öldüğünüz zaman vazgeçtiklerinizle değil bu hayatta gerçekleştirdiklerinizle anılacaksınız. Hayallerinizi gerçekleştirmek için onaya ihtiyacınız yok, yapamazsın diyen herkes için hayatınızda bir 'yav hee' butonu oluşturun, ona basın ve yürümeye devam edin. Çünkü aslolan sizsiniz. ;)
               

30 Ekim 2015 Cuma

 

                      10 Dakika

                 Hayat bir koşturmacada akıp gidiyor. Sabah erkenden  uyanıp işe, okula koşturup duruyorsun. Sürekli yapman gereken işler, toparlaman gereken dersler, yetiştirmen gereken bir şeyler var. Hep bir telaş, hep bir yorgunluk..
                 Peki en son ne zaman birine gülümsedin? Ama gerçekten.. En son ne zaman içten bir kahkaha attın, en son ne zaman bir hayvanın başını okşadın, bir çocukla oyun oynadın, en son ne zaman birine yardım ettin, en son ne zaman kendinle başbaşa kalıp sadece kendini dinledin?
                Sorgula kendini. Hayat seni bir robota dönüştürmesin. Kazanma hırsın duygularını köreltmesin. Yaşa, hisset. Her zaman yürüdüğün yolu farklı bir gözle incele, kaçırdığın onlarca detay göreceksin. Çalışırken güleryüzlü ol; insanların gülümsemeleriyle daha çok ısınacaksın. Bir çocukla daha çok vakit geçir; sevginin en saf halini onda bulacaksın, bir köpeğe yemek ver; kimsede göremediğin sadakati onda göreceksin. 
               Her ne yapıyorsan yap, ihmal etme kendini, dinle her zaman iç sesini. Zaman ayır kendine. Sadece 10 dakika dur öylece. Hiçbir şey yapma, hiçbir şey düşünme sadece hisset kendini. Bırak zihninden geçen kötü düşünceleri. Sen sadece hisset kendini, dinle her zaman kalbinin sesini..

                   

23 Ekim 2015 Cuma

                          

                      C8H10N4O2


                Neyin formülü bu başlık dediğinizi duyar gibiyim :) Bu formül hayatımızda bağımlılık yapan bir maddenin formülü, yani kafeinin. 
                İçtiğimiz birçok içecekte kafein bulunsa da pek çoğumuz kahveye aşığız. Sabah ayılmak için, öğlen aralarında sohbet ederken, akşamüstü iş çıkışı yorgunluk kahvesi, akşam kız isteme merasimlerinde bi heycan sunulan kahveler, gece ders çalışırken uykuya direnmek için kupa kupa içilen kahveler.. Gördüğünüz gibi zamansız bir içecek kahve. Hem keyfinize hem hüznünüze eşlik edecek kadar anlayışlı, yalnızlığınızın en lezzetli ortağı. 
                Her ne kadar Türk milleti çaycı olarak bilinse de biz gençlerin kahveye olan ilgisi bu algıyı büyük ölçüde değiştirmiş. Kafe kültürünün artması, değişik sunumlardaki aromalı kahvelerin artması bunların temel sebebi olmuş. Latte, mocha gibi kahveler bizlerin baya ilgisini çekmiş okuduğum birkaç yazıya göre. Ama benim zevkimin aynı olduğunu söyleyemeyeceğim. Ben tamamen türk kahvesi aşığıyım. Modern dünyanın kahvesi latte vb kahveler olsa bile türk kahvesi bana her zaman daha klasik, daha alaturka gelmiştir. Çünkü türk kahvesi yapımından sunumuna kadar başlı başına bir ritüeldir, aşktır. Duygusuz,makinalarda yapılan kahveler gibi değildir. Yapandan yapana lezzeti değişir çünkü içinde duygular vardır. Tabi yine makinayla yapılan türk kahvelerini ayrı tutuyorum. Onlar mochalarla aynı grupta benim için :) 
               Türk kahvesine ölüp biten biri olarak size birkaç bilgi de vermek isterim. Örneğin;kahveye başlangıçta şeker atılmazmış. Osmanlı'ya gelen yabancılar bu acı tattan pek hoşlanmamışlar ve yazılarında,şiirlerinde acı kahveden olumsuz anlamda bahsetmişler. Bu acı sözün biraz da o dönemde Türklere karşı olan korku ve düşmanlığı yansıttığını da söyleyebiliriz. Daha sonra Fransız saraylarında kahveye şeker atılmaya başlanmış ve sonra kahve hızla yayılmış. Suyla ikram edilmesi ise kahve lezzetini en yoğun şekilde almayı sağlamak için.  
                
              Gelelim Türk kahvesinin birkaç özelliğine:


* Dünyanın en eski kahve pişirme yöntemidir.
  • Köpük, kahve ve telveden oluşur.
  • Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta en uzun süre tadını devam ettiren kahve türüdür.
  • Birkaç dakika şekli bozulmadan kalabilen bu leziz köpüğü sayesinde, uzun süre sıcak kalabilir.
  • İnce kenarlı fincanda sunulduğu için, diğer kahve türlerine göre daha yavaş soğur ve böylece daha uzun süren bir kahve keyfi sunar.
  • Yoğun şurupsu kıvamı ile ağızdaki lezzet tomurcuklarını aşırı uyararak hafızada yer eder.
  • Diğer kahve türlerine göre, daha kıvamlı, yumuşak ve aromatiktir.
  • Kendine özgü enfes kokusu ve özel köpüğü ile diğer kahvelerden kolaylıkla ayırt edilebilir.
  • Kahve tutkunları tarafından, kaynatılarak içilebilen tek kahve olarak kabul edilir.
  • Eşsizdir çünkü kahvesi fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz.
  • Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur.
  • Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez.
  • Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz.
  • Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir.
  • Pişirilirken, şekeri tercihe göre ilave edildiğinden içime hazır halde sunulan tek kahve türüdür.

    Kaynak

    Vikipedi





 2 yıl önce benim yaptığım bir kahve. Şekil kendiliğinden. Siz sadece duygularınızı katın o zaman dünyanın en güzel kahvesi olacaktır :) 

22 Ekim 2015 Perşembe

                         

                              AFFET 

                Birçok defa hayatın ne kadar zor olduğunu düşünmüşsündür. Ama hayatı zorlaştıranın kendin olduğunu hiç düşündün mü?   
                İnsanların yaptıklarını söylediklerini o kadar önemsiyorsunki. Bana şunu dedi, bunu yaptı aslında hiçbirinin önemi yok. Ölümün olduğu bir dünyada insanların sana ne söylediklerinin ya da ne yaptıklarının önemi yok, affet.. Ona inandığın için kendini affet, seni kırdığı için arkadaşını affet, sana bağırdığı için babanı affet.. 
                Affet ve devam et. Sevmekten, güvenmekten, denemekten vazgeçme. Sen hiç çiçekleri döküldü diye vazgeçen ağaç gördün mü? Bırak, dökülsün yerlere çiçeklerin, mevsiminde dökülmezse eğer eskilerin yerine yenileri gelmez. 
               Affetmek, halledilmemiş mesele bırakmamaktır, affet ve hayatına huzurla devam et..




günün şarkısı da bu olsun o zaman :)

2 Eylül 2015 Çarşamba

                           NEDEN DÜŞERİZ?

             Sana bildiğin bir şey anlatayım. Dünya her zaman güneşli ve toz pembe bi yer değil. Dünya çok çok zor bir yer. Hiçkimse hayat kadar sert vuramaz. Ama hayat sana nasıl vurulduğuyla ilgili değil. Hayat senin aldığın darbelere rağmen ilerleyebilmen. Ne kadar darbe aldığın ve ne kadar ilerleyebildiğin.
             Acı geçicidir. Acı bir saat veya  bir gün hatta bir yıl sürebilir. Ama acı sonunda dinecektir. Eğer bir şekilde vazgeçersen bu sonsuza kadar sürer.
             Bir film karesinde: 'Bir hayalin var, onu koruman gerek. İnsanlar bir şey yapamaz sana da yapamayacağını söylerler. Bir şeyi yapmak istiyorsan gidip onu zorla al.' diyordu ki bence çok doğru. Her zaman başarılı olamazsın ama başarısızlıklar kararını değiştirmesin. Her gün uyandığında zamanını hayalin için harcamalısın. Senin kaybedecek zamanın yok. Senin problemin hayalini başkalarının desteklemesini istemek. Bu senin hayalin, başkalarının onayına ihtiyacın yok.
             Genellikle başarılı olamıyosun çünkü yorulduğun zaman pes ediyorsun. Ama pes etmek için ağlama, devam edebilmek için ağla. Eğer bir şeyi istiyorsan gece gündüz çalış, ona zamanını, uykunu ve huzurunu ver. Bazı şeylerin ters gittiği zamanlar illaki olacak. Bazen bir şeyler yolunda gitmeyecek. Fakat düştüğün anda büyümek yerini alır. Herkes iyi bir geliri olduğunda, faturasını ödediğinde, mutlu bir ilişkiye sahip olduğunda pozitif olur, inancı olur, geniş bir bakış açısı olur. Ancak gerçek gelişme hem zihinsel hem olarak hem de duygusal olarak düştüğün zaman gerçekleşir. Hepimiz hayatta düşeriz, asıl soru kim tekrar kalkar? Sana ne olduğu önemli değil, önemli olan bunun için ne yapacağın. Eğer kolay olanı yaparsan, hayatın zor olur. Ama zor olanı yaparsan, hayatın kolay olur.
            Kendine sormalısın, sen kim olmak istiyorsun? Seni neyin mutlu ettiğini kendin bulmalısın. Sadece karar ver. Ne olacaksın, kim olacaksın, nasıl yapacaksın bunu? Sadece karar ver. Ne olmak için ne feda edeceksin? 
             
    

22 Ağustos 2015 Cumartesi

                                           ŞÜKÜR

                  Ne kadar nankör olduğumuzu hiç düşündünüz mü, ne kadar doyumsuz olduğumuzu? Ne kadar çok istediğimizi ve ne kadar az şükrettiğimizi.. 
             Hayatta hep bir şeyler sahibi olduk, olmak istedik ama sahip olduklarımızın ne kadarına şükrettik, ne kadarına gönülden minnet duyduk? Çok çok azına.. Hayatın telaşında derin bir nefes alıp soluklanabilseydik, kendi hayatımıza yerimizde olmak isteyen onlarca kişiden birinin gözünden bakabilseydik şükredecek bir sürü sebebimiz olurdu. Gözleri görmeyen biri açısından rengini beğenmediğimiz gözlerimiz dünyanın en mükemmel varlığı olurdu  ya da kolları olmayan birinin yerine koyduğumuzda kendimizi, sarılmak çok daha derin hissettirirdi bize. Sahip olduğumuz her özellik, isteyip de elde ettiğimiz o başarılar, zamanın yanlarında nasıl geçtiğini anlamadığımız dostlarımız, eve geldiğimizde sevdiğimiz yemeği yapmış bir annemiz varsa dünyadaki birçok insandan daha şanslıyız demektir. Bu birkaç maddede şükredecek milyonlarca sebep var demektir.
            Peki ya sahip olmadıklarımız ya da isteyip de bir türlü olamadıklarımız? Sahip olmadığım bir şey için neden şükredeyim, diyeceksiniz belki de. Ben de neden etmeyelimki diyeceğim. Çünkü sadece sahip olduklarımıza şükretmek de biraz bencillik bence. Olamadıklarımıza, olduramadıklarımıza da şükür. Çünkü bu şekilde sınanıyoruz ve belki ilerde daha güzel şeylere sahip olacağız ya da hiçbir zaman olamayacağız çok fark eder mi? Şükretmek için mutlu olmak zorunda değiliz, şükredince mutlu oluruz zaten. Önemli olan mutsuzken de şükredebilmek. Örneğin; aşık olsanız ama kavuşamasanız. Sizde ciğer komple gitikken bile şükredin. Çünkü siz aşık olmayan ya da sevgiyi bilmeyen milyonlarca insandan daha şanslısınız. Belki sevdiğiniz adam ya da kadınla birlikte olamayacaksınız ama siz aşkın ne olduğunu bilerek öleceksiniz. İlerde çoçuklarınıza aşkı anlatabileceksiniz. Bunun ne olduğunu anlamayan, anlayamayacak olan insanlardan daha şanslı olacaksınız. Bir daha asla yan yana gelemeyecek olsanız da bir başkasını kendinden önce düşünmek ne demektir bileceksiniz. Bir çok insan hamken siz yanıp olgunlaşanlardan olacaksınız. Olmayana şükrettiğinizde şükrünüzün yanına sabır eklenecek, tevekkül eklenecek ki bu da her şeye değer zaten.
           Örnekler çoğalabilir tabiki, şükredecek o kadar çok neden varki.. Gelin siz beni dinleyin, olana şükredin olmayana daha çok şükredin..

                 

20 Ağustos 2015 Perşembe

                                 KARANLIK YÜZÜMÜZ
 

                 İlk yazım blogun adıyla tamamen alakasız olacak olsa da her şey zıttıyla güzel. Siyah en çok beyazla bütün.
            Yıllar sonra yeniden yazmaya başlamak tembelleşmiş hayatıma yeni bir icat çıkarmak oldu, olsun. Eskiye olan özlemimin her geçen yıl daha da arttığını göz önünde bulundurursak en azından bir şeyleri yeniden yaşatma çabamı takdir edebiliriz. 
            Dönüp geçmişe baktığınız oluyor mu arada? Ben çoğu zaman önüme bakamayacak kadar çok bakıyorum. En mutlu olduğum günleri, en sevdiğim anları geçmişte bırakınca haliyle hep orda olmak istiyorum. Hiçbir şeyin değişmemesini çok şiddetle isteyenlerden oldum hep. Yıllarca değişmeyen tek şeyin tipimin olması da zamanın bana tek kıyağı oldu sanırım. Bunun da çok uzun sürmeyeceği kaçınılmaz bir gerçek.  
            Peki değişen süreçte neleri yitirdik? Dostlarımızı, arkadaşlarımızı, aşkımızı.. Hepsinden önemlisi özümüzü yitirdik. Daha anlayışsız, daha sabırsız, daha asık suratlı olduk. Tahammülsüzleştik, kendimize bile. Daha az gülmeye daha çok boşvermeye başladık, değersizleşti her şey. Daha az anlattık ama daha çok konuştuk. Anlatamadıklarımızda sakladık karanlık yüzümüzü, hüznümüzü, kaybettiklerimizi.. 
           Herkes hayatta en az bir kez sihirli bir değneğe sahip olup zamanı geriye almak istemiştir. Ben defalarca istedim. Gelin görünki sonuç hepimiz için aynı. Hayat eninde sonunda kaybetmeyi kabullendirir, bir şekilde  şu ana adapte eder insanı. Peki ya siz? Adapte olmayı başaranlardan mısınız yoksa benim gibi geçmişi deli gibi özleyenlerden mi? İkisinin ortası olmak peki, o ne derece mümkün?
           İlk yazım Puravida'nın anlamıyla alakasız olacak demiştim. Belki bir sonraki yazımda size anlamını açıklarım ya da siz merak eder araştırırsınız :) Gelecek yazım Puravida'ya uygun olacak ancak bugün biraz dertleşmek istedim. Kendimle, bu yazıyı okuyanlarla. Umarım kazandıklarınızın kaybettiklerinizden çok olduğu bir hayatınız vardır ve aydınlığınız karanlığınızdan fazladır. 
          İlk yazım hakkındaki düşüncelerinizi merakla bekliyorum. Sevgiyle kalın.




                                                                              Puravida