15 Ocak 2016 Cuma

                          SAF HAYAT

              Merhaba.. Uzun zamandır bloğa uğramadım çünkü buraya hep güzel şeyler yazmak istiyorum. Ama son birkaç haftadır stresli ve gergindim bugün bunları biraz olsun geride bıraktığım için ve gerçekten mutlu hissettiğim için biraz konuşalım istiyorum.
              Anlatmak istediğim o kadar çok şey varki sıraya koyamıyorum sanırım bu yazımda biraz daldan dala atlayacağım  ve genellemelerden çok kendim üzerinden konuşacağım umarım sıkılmazsınız :) 
             İlk yazımdan bu yana kim olduğumdan bahsetmedim ki bunun için bir biyografi hazırlasam iyi olacak neyse, ismim Zevcan, İnönü Üniv. Hemşirelik 3.sınıf öğrencisim bu bölümden önce de 2 sene yine İnönü Üniv.'sinde kimya okudum ama sevmediğim için bıraktım. Sevmedim ve bıraktım yazılması çok kolay olsa da yaşaması gayet zor bir süreçti ama o kısma da neyse :) çünkü asıl üzerinde durmak istediğim konu bu değil. Başta tamamen iş bulma kolaylığından dolayı bu bölümü seçsem de stajlara çıktığım andan itibaren işler değişti. Çünkü maneviyat olarak çok doyurucu bir meslek. Hiç tanımadığın insanların size 'Allah razı olsun' demesinden daha güzel bir şey olamaz, tabi benim için bu böyle. Bunların yanında okul ve eğitim yönünden eleştirecek çok var ama dediğim gibi ben buraya olumsuz şeyler yazmayacağım. Evet, bölümü kazanıp her şeye rağmen de sevmişken erasmus yapmak gibi minnoş bir düşüncem oluştu düşünce hedefe dönüştü. Gelin size sabır sınırlarımı arşa kadar yükselten bu süreci anlatayım.
            İlk olarak size tavsiyem bir hedefiniz varsa benim gibi saflık edip onu hemen herkesle paylaşmayın. Uçacağını herkese söyleme yoksa düşürmeye çalışırlar, lafı çok doğru. Tabiki de bu hedefimi söylediğimde pek çok insan yapabileceğime ihtimal vermedi :)) çünkü kazanması çok zordu. Zor? İyi de kime göre neye göre zordu anlayamadım ama çok da kafa yormadım. Bunun yanında tabiki yürü beee!! deyip sırtıma vuran insanlar da oldu onları burdan öpüyorum :) Neyse sınav iki kısımdan oluşuyor yazılı ve sözlü mülakat. Yazılı sınava girmeden önce bir hocamı arayıp gayet gergin bi şekilde korktuğumu söyledim. Yazılı sınavda kendime güvenim vardı ama sözlü tamamen o anki pratik düşünebilme yeteneğine bağlı. E tabi işin içinde karizmayı çizdirmek de var herkes öğrendi sınava gireceğimi. Ya kazanamazsam? Neyse hocamı aradım, kapat ben sana döneceğim dedi ve tekrar aradığında telefonu yabancı bir arkadaşına verdi ve onunla konuşmamı istedi. Telefonun ucunda ecel terleri dökerek adama bir şeyler anlatmaya çalıştım ve fark ettimki aslında o kadar da korkunç değil ve anlıyorum söylediklerini. O gün hocam bana sözlü sınavın fragmanını yaşatmıştı ve gerçekten içim rahatlamıştı. Ertesi gün sınava gidip sınav salonuna oturdum ve gözetmen kimliklerinizi çıkartın dediğinde çantamı açınca öylece kaldım. Bir önceki gün stajım olduğu için farklı bir çanta kullanmıştım ve öğrenci kimliğim yanımda değildi sadece ehliyet yanımdaydı. Haah dedim Zevcan çoook güzeel, başlamadan bitti her şey. Neyseki öyle olmadı sınava girebildim. Ertesi gün, sözlü sınav için sınıfa girdiğimde kucağımda çantamla otururken her an kaçmaya hazırdım. Neyse çantamı da kenara bırakıp hocaların sorularına cevap vermeye başladım ve favori objen ne sorusuna anatomi atlası dedim. Ne alaka? :) Onlar da şaşırdı zaten. Mülakattan çıktıktan sonra heralde kazanamadım diye düşünürken 3 hafta sonra tek asil olarak kazandığımı öğrendim. Anatomi atlasına rağmen kazanmıştım :) Fonda 'we are the champions my friends' çalarken ruh sağlığımı tepetaklak edecek bir bekleme süreci, başvuru süreci olmadı mail bekle bilmem ne derkeeeeen bir dönem beklemek zorunda kaldım. Ki asıl yıpratıcı olan kısım da burda çünkü insanlar sizin çabanızı asla görmezler onlar sadece sonuca bakarlar. 'Senin o erasmus işi ne oldu yav' sorularına sabırla cevap verirken her defasında içinizde camı çerçeveyi indirirsiniz. Aslında herkesin yaptığı basit bir şeyi kazanmak insanların gözüne batar çünkü siz onların cesaret edemediğine cesaret etmişsinizdir ve bu onları rahatsız eder. Başvuru için 2.dönemi bekleyip belgeleri hazırlayıp tam 2.5 ay oldu mu olacak mı sorun mu çıktı demekten kafaları yediğim bir dönem geçirdim. Bu sanırım başka üniversitelerde böyle değil ama burda da aksilikler beni buldu :) Yaşamayan hiç kimse bir belirsizliği ümitle beklemenin nasıl sıkıntılı bir süreç olduğunu bilemez. Abartma alt tarafı erasmus diyebilirsiniz, evet alt tarafı erasmus için bu kadar insanla, belgeyle, bürokrasiyle uğraştıysanız emeğiniz bir çığ gibi büyüdüyse her gece duanızdaysa hafife alamıyorsunuz. Sonuç olarak bazen cinnet geçirerek bazen ümitle bazen ağlayarak bazen hırs yaparak bazen tamamen tevekkülle beklediğim kabul mektubu bugün geldi. Vize işlemlerini de cinnet geçirmeden atlatırsam sanırım gideceğim. Gideceğim ülkeyse Portekiz. 
          Bunca şeyi neden anlattım? İlk olarak bir hayaliniz varsa onu herkesten ve her şeyden koruyun. Tıpkı bir bebeği korur gibi. Yeri geldiğinde kendi ümitsizliğinizden de koruyun. İnsanlar size yapamayacağınızı söylecek, önemsemeyin. Yapamasanız bile siz denemiş olacaksınız. Acabalarla yaşamaktan iyidir yenilgi almak. Olumlu veya olumsuz bir sonuç belirsizlikten çok daha iyidir. Ve inanın kendinize. Bu hayatta herkes sizi yarı yolda bırakır ama siz kendinizi bırakmayın, hayallerinize sarılın çünkü Allah nasip etmeyeceği şeyin hayalini kurdurmaz. Duanın da gücünü unutmamak lazım, çünkü ne kadar itici, umut kırıcı yorumlar duysanız da hiçbiri sizin içten edeceğiniz dua kadar güçlü değil. Başkalarının dualarını almak kadar da motive eden bir şey yok :) Şimdi oturmuş size bunları anlatırken o süreçte yaşadıklarım film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor ve daha vize süreci var. Yine de küçük veya büyük -ki bence bu da göreceli- bir hayaliniz olduğunda sarılın ona ve gerçekleştirene kadar da bırakmayın. Şu an yüzümde her şeye ve herkese rağmen istediğimi başarmanın verdiği bir gülümseme var ve o kadar gerçekki :) her şeye değdi :) Kendi hayatımın kahramanı oldum ilerde çocuklarıma anlatacağım bir başarı hikayem oldu :) Umarım siz de benim gibi koyduğunuz hedeflere ulaşabilirsiniz.
           Son olarak bloğun adının anlamına değinmek istiyorum. Pura Vida, portekizce SAF HAYAT anlamına geliyor. Gerçi bloğu açtığımda henüz başvurumu yapmamıştım ve Portekiz olacağı belli bile değildi. Pura Vida isminin kaynağı aşağıdaki linkteki eğlenceli klip :) umarım seversiniz ve umarım sıkılmamışsınızdır, herkese kocaman sevgiler :)
            
           


13 Aralık 2015 Pazar

                   MOTİVASYON ÜZERİNE

*Hayat zordur diyen birini gördüğümde hep şunu sormak isterim "Neye kıyasla?"

*Pes etmek için ağlama, devam edebilmek için ağla.

*Hepimiz hayatta düşeriz, asıl soru kim tekrar kalkar?

*Sana ne olduğu önemli değil, önemli olan bunun için ne yapacağın.

*Eğer kolay olanı yaparsan hayatın zor olur. Ama zor olanı yaparsan hayatın kolay olur.

*Bazı hedefler başarısız olmaya da değer.

* Şu an hayatta bulunduğunuz yer, tam olarak bulunmanız gereken yerdir. Hayatınızdaki zamanlamalara güvenin. -M. Forleo
 
*Cesaret, korkusuz olmak değil, korkuya rağmen adım atmaya devam etmektir.

*Ulaşabileceğini hissettiğin her şey sana aittir.

*Bir mucizeye ihtiyacınız yok aslında. Bir mucize olduğunuzu hatırlamaya ihtiyacınız var.

*Ne kadar güçlü olduğunu, güçlü olmak zorunda kalana kadar anlamayacaksın.

*Hayat boks maçına benzer, yere düşünce kaybetmezsin, ayağa kalkmazsan kaybedersin.

*Anılarla öl, hayallerle değil.

*Ne olmak için ne feda edeceksin?



28 Kasım 2015 Cumartesi

                         MUTLU OLMAK

                   Mutluluk nesnel tanımı olmayan kelimelerden biri bence. Her insan için tanımı farklı, her insanın ortak amacı..
                    Peki nedir mutluluk? 
-Mutluluk paylaşmaktır. Bazen sevdiğin bir bir yemeği bazen cebindeki son parayı paylaşmaktır. 
-Yardım etmektir mutluluk. En gerekli anlarda işe yarayan olmaktır, sorunları çözmektir.
-Ağlayan birinin yüzünü güldürmektir mutluluk.
-Etraftaki bakışlara aldırmadan canının istediğini yapmaktır, bazen saçmalamaktır mutluluktuk :) 
-Yağmurda ıslanmaktır mutluluk, saçlarının bozulmasına aldırmamaktır.
-Mutluluk size sürekli söylenen ama deli gibi de seven anne babaya sahip olmaktır.
-Mutluluk kek yapmaktır sevdiklerine.
-En sıkı dostlarınla koyu bir sohbete dalmaktır mutluluk.
-Mutluluk bazen hiç tanımadığınız birinin duasını almaktır.
-Kocaman, ağır bir anneanne yorganın altında deliksiz bir uykudur mutluluk.
-Hunharca çikolata yemektir mutluluk :)
-Kocaman bir sarılmadır mutluluk.
-En yorgun anınızda otobüste oturacak yer bulmaktır mutluluktur.
-Bazen de bir köpeğin başını şefkatle okşamaktır. 
-Anne karnındaki bebeğin kalp atımlarını dinlemektir, vay be demektir :)
-Sevdiğin işi yapmaktır mutluluk.
-Mutluluk kahve içmektir :)
-Sağlıktır mutluluk
-Bazen de bir bebeğin tatlı kıkırtılarıdır.
-Aşık olmaktır mutluluk.
-Bazen de hedeflerine ulaşmaktır.
-Dans etmektir mutluluk, yaşamdan keyif almaktır.
-Sevdiğiniz insanın gözleridir mutluluk ışıl ışıl parlayan..





Ve bazen de yeni bir hayata tanık olmaktır mutluluk. Heycandır, huzurdur, miniciktir, sıcacıktır :) 

Peki sizin mutluluklarız neler? :)

21 Kasım 2015 Cumartesi

                                 PİŞMANLIK

                  Pişmanlık nedir? Pişmanlık, şimdiki halimizin, geçmişte bir şeyi daha farklı biçimde yapmış olsaydık, daha iyi olacağı ya da daha mutlu olacağımız hissidir. 
                 Peki pişmanlık hissetmemek elimizde mi? Pişmanlık hissetmemek aslında sosyopatların birkaç temel teşhisinden biri. Bu bir bakıma da bazı beyin hasarlarının göstergesi. Ön orbital korteksinde hasar olan insanların en açık kötü kararlarda bile pişmanlık duymadıkları gözlemlenmiş. Yani eğer pişmanlıksız bir hayat istiyorsanız sizin için bir ihtimal var. Bunun adı lobotomi :) 
                 Hayatta en çok hangi konularda pişmanlık duyarız? En çok pişmanlık duyduğumuz şey açık ara eğitim. Listedeki diğer şeyler ise kariyer, ilişkiler, kendimiz hakkında aldığımız bazı kararlar ve yaptığımız tercihler, boş vakitlerimizi nasıl değerlendirdiğimiz ya da daha doğrusu nasıl değerlendiremediğimiz.
                 Gerçekten önemsediğimiz ve derin pişmanlık duyduğumuz şeylere gelelim. Bunlar bize nasıl hissettirir? Hepimiz cevabı biliyoruz. Çok kötü hissettiriyor. Pişmanlık berbat bir his. Pişmanlığın dört bileşeni var. Birinci bileşeni reddediş. Sorunu çözmeye çalışmıyoruz ya da neden kaynaklandığını anlamaya çalışmıyoruz. Sadece yok olsun istiyoruz. İkinci bileşeni yabancılaşma duygusu. "Ben bunu nasıl yapabildim?". Üçüncü bileşeni empati. Pişmanlığımız karşısında kendimize sağlam bir yumruk atmak isteriz. Dördüncü bileşense saplanıp kalmak. Olayları tekrar tekrar kafamızda yaşamak. Psikolojik kaynaklara baktığımızda bunlar pişmanlığı tanımlayan dört kalıcı bileşen.
                Sorun şu ki hayatta bazı şeyleri hunharca değiştirmek istiyoruz ama yapamıyoruz. Bazen bilgisayarlardaki Control-z yerine aslında sıfır kontrolümüz oluyor. Aramızda kontrol manyağı ve mükemmelliyetçi olanlarımız için bu çok zor biliyorum çünkü her şeyi tek başımıza yapmak ve doğru olanı yapmak istiyoruz.
                Peki bununla nasıl başedebiliriz? Öncelikle pişmanlıkların herkes için geçerli olduğunu bilip rahatlamak gerek. Diğer yol ise kendimize gülebilmeyi başarmak ve son olarak da zamanın geçmesi. Bazı pişmanlıklarınız aslında düşündüğünüz kadar da kötü değil.
                Mesele hiç pişmanlık duymamak değil. Mesele pişmanlık yüzünden kendimizden nefret etmemiz. Yaptığımız kusurlu şeyleri sevmeliyiz ve onları yaptığımız için kendimizi affetmeliyiz. 
               Pişmanlık, bize kötü yaptığımız şeyleri değil de daha iyisini yapabileceğimizi hatırlatmalı. Hayattaki en pişman olduğunuz şeyi hatırlayın ve çok daha iyisini yapabileceğinizi unutmayın ;)






13 Kasım 2015 Cuma


                                   ASLOLAN..

                 Hayat insana sürekli seçenek sunan bitip tükenmeyen bir anketör. Nelere 'evet' nelere 'hayır' dediğine göre bir sonraki soruya bir sonraki seçeneklere yönlendirip duruyor. Peki ya siz, genelde hangi seçeneği işaretlersiniz?
                Neyi neden seçiyorsunuz bilemem ama anlayabilirim. Benim derdim vazgeçenlerle. Düşünsenize hayatta bir şeyi çok istiyorsunuz, her gün bir çaba,bir mücadele, her gece duanda.. Sonra pat! Biri geliyor, 'hayır, bunu yapma. Yapmayacaksın çünkü istemiyorum' diyor ve bunun adını 'benim için' FEDAKARLIK koyuyor. Pardon?! Ankette beni seviyor musun sorusuna 'evet' bu hayalini istiyor musun sorusuna 'hayır' cevabını işaretlemeniz isteniyor. 
               Şunu hiçbir zaman anlayamadım; fedakarlık vazgeçmek, bırakıp gitmek midir? Değildir arkadaşlar. Vazgeçmek kolaydır, devam etmek zordur, karşısına geçmek kolay, arkasında sapasağlam durmak zordur. Sizi seven insan aynı zamanda sizi neyin mutlu ettiğini bilir. Hedefinize giden yolda sizin kanatlarınızı kırmaz size bir kanat da olur daha da yükseklere uçabilmeniz için. Ankette hangi hayalinize 'evet' diyorsunuz bilemem ama yeri geldiğinde yanlış insanlara da 'hayır' demesini bilin. Hayatınıza, hedeflerinize bunu borçlusunuz. Kimse için kendinizi yarı yolda bırakmayın. Kendini mustuz eden başkasını mutlu edebilir mi, kendini yarı yolda bırakan başkasıyla yolun sonuna kadar yürüyebilir mi, kendi hayallerine sahip çıkmayan başkasının hayallerine destek olabilir mi, kendine verdiği söze ihanet eden başkasına sadık olabilir mi? Hayallerinize giden yolda size kalın duvarlar ören insanlar değil önünüze sağlam köprüler kuran insanlar olsun hayatınızda. Sen bunu yapamazsın, hayır bunu yaparsan beni kaybedersin diyen değil. Kaybedin arkadaşlar çünkü hayallerinize giden yolda bir kayıp ancak bu kadar güzel bir kazanç olabilir sizin için.
                  Ölümlü dünya evet. Yapsam ne farkedeeer vazgeçsem ne farkeder, diyeceksiniz belki. Çok şey fark eder arkadaşlar. Öldüğünüz zaman vazgeçtiklerinizle değil bu hayatta gerçekleştirdiklerinizle anılacaksınız. Hayallerinizi gerçekleştirmek için onaya ihtiyacınız yok, yapamazsın diyen herkes için hayatınızda bir 'yav hee' butonu oluşturun, ona basın ve yürümeye devam edin. Çünkü aslolan sizsiniz. ;)
               

30 Ekim 2015 Cuma

 

                      10 Dakika

                 Hayat bir koşturmacada akıp gidiyor. Sabah erkenden  uyanıp işe, okula koşturup duruyorsun. Sürekli yapman gereken işler, toparlaman gereken dersler, yetiştirmen gereken bir şeyler var. Hep bir telaş, hep bir yorgunluk..
                 Peki en son ne zaman birine gülümsedin? Ama gerçekten.. En son ne zaman içten bir kahkaha attın, en son ne zaman bir hayvanın başını okşadın, bir çocukla oyun oynadın, en son ne zaman birine yardım ettin, en son ne zaman kendinle başbaşa kalıp sadece kendini dinledin?
                Sorgula kendini. Hayat seni bir robota dönüştürmesin. Kazanma hırsın duygularını köreltmesin. Yaşa, hisset. Her zaman yürüdüğün yolu farklı bir gözle incele, kaçırdığın onlarca detay göreceksin. Çalışırken güleryüzlü ol; insanların gülümsemeleriyle daha çok ısınacaksın. Bir çocukla daha çok vakit geçir; sevginin en saf halini onda bulacaksın, bir köpeğe yemek ver; kimsede göremediğin sadakati onda göreceksin. 
               Her ne yapıyorsan yap, ihmal etme kendini, dinle her zaman iç sesini. Zaman ayır kendine. Sadece 10 dakika dur öylece. Hiçbir şey yapma, hiçbir şey düşünme sadece hisset kendini. Bırak zihninden geçen kötü düşünceleri. Sen sadece hisset kendini, dinle her zaman kalbinin sesini..

                   

23 Ekim 2015 Cuma

                          

                      C8H10N4O2


                Neyin formülü bu başlık dediğinizi duyar gibiyim :) Bu formül hayatımızda bağımlılık yapan bir maddenin formülü, yani kafeinin. 
                İçtiğimiz birçok içecekte kafein bulunsa da pek çoğumuz kahveye aşığız. Sabah ayılmak için, öğlen aralarında sohbet ederken, akşamüstü iş çıkışı yorgunluk kahvesi, akşam kız isteme merasimlerinde bi heycan sunulan kahveler, gece ders çalışırken uykuya direnmek için kupa kupa içilen kahveler.. Gördüğünüz gibi zamansız bir içecek kahve. Hem keyfinize hem hüznünüze eşlik edecek kadar anlayışlı, yalnızlığınızın en lezzetli ortağı. 
                Her ne kadar Türk milleti çaycı olarak bilinse de biz gençlerin kahveye olan ilgisi bu algıyı büyük ölçüde değiştirmiş. Kafe kültürünün artması, değişik sunumlardaki aromalı kahvelerin artması bunların temel sebebi olmuş. Latte, mocha gibi kahveler bizlerin baya ilgisini çekmiş okuduğum birkaç yazıya göre. Ama benim zevkimin aynı olduğunu söyleyemeyeceğim. Ben tamamen türk kahvesi aşığıyım. Modern dünyanın kahvesi latte vb kahveler olsa bile türk kahvesi bana her zaman daha klasik, daha alaturka gelmiştir. Çünkü türk kahvesi yapımından sunumuna kadar başlı başına bir ritüeldir, aşktır. Duygusuz,makinalarda yapılan kahveler gibi değildir. Yapandan yapana lezzeti değişir çünkü içinde duygular vardır. Tabi yine makinayla yapılan türk kahvelerini ayrı tutuyorum. Onlar mochalarla aynı grupta benim için :) 
               Türk kahvesine ölüp biten biri olarak size birkaç bilgi de vermek isterim. Örneğin;kahveye başlangıçta şeker atılmazmış. Osmanlı'ya gelen yabancılar bu acı tattan pek hoşlanmamışlar ve yazılarında,şiirlerinde acı kahveden olumsuz anlamda bahsetmişler. Bu acı sözün biraz da o dönemde Türklere karşı olan korku ve düşmanlığı yansıttığını da söyleyebiliriz. Daha sonra Fransız saraylarında kahveye şeker atılmaya başlanmış ve sonra kahve hızla yayılmış. Suyla ikram edilmesi ise kahve lezzetini en yoğun şekilde almayı sağlamak için.  
                
              Gelelim Türk kahvesinin birkaç özelliğine:


* Dünyanın en eski kahve pişirme yöntemidir.
  • Köpük, kahve ve telveden oluşur.
  • Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta en uzun süre tadını devam ettiren kahve türüdür.
  • Birkaç dakika şekli bozulmadan kalabilen bu leziz köpüğü sayesinde, uzun süre sıcak kalabilir.
  • İnce kenarlı fincanda sunulduğu için, diğer kahve türlerine göre daha yavaş soğur ve böylece daha uzun süren bir kahve keyfi sunar.
  • Yoğun şurupsu kıvamı ile ağızdaki lezzet tomurcuklarını aşırı uyararak hafızada yer eder.
  • Diğer kahve türlerine göre, daha kıvamlı, yumuşak ve aromatiktir.
  • Kendine özgü enfes kokusu ve özel köpüğü ile diğer kahvelerden kolaylıkla ayırt edilebilir.
  • Kahve tutkunları tarafından, kaynatılarak içilebilen tek kahve olarak kabul edilir.
  • Eşsizdir çünkü kahvesi fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz.
  • Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur.
  • Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez.
  • Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz.
  • Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir.
  • Pişirilirken, şekeri tercihe göre ilave edildiğinden içime hazır halde sunulan tek kahve türüdür.

    Kaynak

    Vikipedi





 2 yıl önce benim yaptığım bir kahve. Şekil kendiliğinden. Siz sadece duygularınızı katın o zaman dünyanın en güzel kahvesi olacaktır :)